Anafor

Anafor

Ben birini sevmiyordum. o da beni sevmiyordu. bir gün bir yerde randevulaştık. ben gitmedim. o da gelmedi.

Özdemir Asaf


Hadi takas edelim bir şeylerimizi
Mesela; gülüşünden ver, ömrümden al.

Yılmaz Güney





İçimde Ölen Biri



Ankara’da Deniz vardı, astılar…

Ankara’da Deniz vardı, astılar…


Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık.

Yılmaz Güney



Grup Yorum-Bir Görüş Kabininde



Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. A ve Z. 
Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. 
O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.
Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.
Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. 

Senin ve benim gibi…

Hakan Günday


Geleceğim, bekle dedi, gitti.. 
Ben beklemedim, o da gelmedi. 
Ölüm gibi bir şey oldu.. 
Ama kimse ölmedi.

Özdemir Asaf


Görmezdim seni..
Zaman yıl yıl geçerdi.
Uzaktan,çok uzaklardan
Seni seyrederdim


Özlemek

Geceye ay düşer, aklıma gözlerin….
Bu nasıl özlemek ? 
Özlemek ne demek….
Ucu bucağı yok, dibi sonu, yok koyusundan özledim…
Fırtınalar koparıyor gözlerim, ve gözlerin aklıma mühür….
Özlemek ne demek? 
En delisinden sonsuzundan, akla zarar deliye kár 

Nazım Hikmet


O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi. 

O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı. Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum. Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı. O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım. Uyku girmedi gözüme.

Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben. Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim. O “Sıkıyor mu?” diye sordukça “Hayır” yanıtını veriyordum. “Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.

O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.

Dişimi sıktım. Topalladım. Soranlara “Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim. Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir.

Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre,
Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür. 
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…

Canınız yanar. Topallaya topallaya gidersiniz.

Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu…

Nazım Hikmet Ran


Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan.
Güneş kucağındadır, bilemezsin. 
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür. 
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın. 
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın uçar gider, koşsan da tutamazsın…



Ogün Sanlısoy-Büyüdük Aniden




karanliksokaklaringunesi:

Korku seni tutsak eder, umut ise özgür kılar…

Umut iyi bir şeydir, belki de en iyi şey ve iyi şeyler asla ölmez…

                                                               *ESARETİN BEDELİ*


15
To Tumblr, Love PixelUnion